Sevgili
okurlar hepinizin Bayram ve Yeni yılını en içten dileklerimle
kutluyorum.
Her
gününüz bayram sevincine dönüşsün, her anınız yeni bir yıl
olsun.
Şöyle
bir eskilere gitmek ve eskiden yaşanan sanat tadında yeni yıl
ve bayramları anımsatmak istedim...
Eskilerde Bayramlar sanatsal şölen gibiymiş.
Yemekler
haftalar önceden konuşulur, ortak paylaşımlar bu vesile ile
çoğalır. Günlerce, hazırlıklar yapılır, en kaliteli, en zor
yemekler için en özel yerlerden malzemeler temin edilir, sevgi
çığlıkları kahkaha enerjisi ile karışır mutluluk reçeteli
muhteşem lezzette herkesin arzuladığı her türden yemekler
tatlılar hazırlanır.
Sevdiklerimize sunulacak yemekler tatlılar muhteşem
tuvaller gibidir haftalarca rötuşlanır ve nihayet o gün
üzerindeki örtü büyük bir heyecanla açılır ve sevenlerine
inanılmaz bir duyguyla sunulur.
Düğün
çorbası, Hindi dolması, duvaklı pilavlar, kompostolar,
künefeler yüreklerdeki sevgiler ve heyecanlarla süslenir...
Mahallede muhteşem kokularla yürürsünüz yüzünüzde sevimli bir
gülümseme ile... Bilirsiniz kimde ne pişiyor. Her ne kadar
saklasalar da... Ve yine bilirsiniz ki isterseniz o gün
hepsinden tadabilirsiniz...
Ya
giysiler bu kadar hazırcı değil kimse... Kumaşlar aylarca
önceden alınır modeller seçilir dikiş için komşular bir araya
gelir, yardımlaşma hat seviyededir, özenle dikilir hepsi ve
kimse görmesin diye kıyafetler köşe bucak saklanır, hatta
ayakkabılar yastık altında geceler sürpriz an için.
Ve o
büyük gün herkes bir gelin damat edasında ortaya çıkar
inanılmaz hayranlık ve hoşluk vardır bakışlarda ve tabii ki
beğeni çığlıkları, Büyüklerin ellerini öpmek için kuyruklar
oluşur saygıyla... Küçükler binlerce kez
kucaklanır, karşılıklı kucaklaşmalar, öpüşmeler, içten sevgi
saygı enerjileri.
Çocuklar
için; verilen şekerler, hediyeler, harçlıklar ve paraları
harcamak için Bayram yerleri, dönme dolaplar, salıncaklar,
atlıkarıncalar, palyaçolar, sinema, tiyatrolar, mahalle
bakkalı alışverişleri, özellikle verilen sımsıcak kucak dolusu
sevgiler ve mendilde saklanan şekerler, toplanan
paralar unutulur mu hiç?
Hele
hele içten samimi dostluklar... İnsanlar özlediklerine
koşarlar çılgınca, biran önce kucaklaşabilmek için insanca. Ve
bir fincan kahvenin 40 yıl sorumluluğunu almak için.
Kısacası
Bayramlar ya da Yılbaşı bir sanat şölenine dönüşürdü...
Yaşlılar, gençler, çocuklar bir ses bir nefes olurlardı ve Hep
birlikte Gökyüzüne sevgi çığlığı fırlatırlardı o sıcacık
yuvalarından...
Bugün
öyle mi ya!
Hiçbir
şeyin tadı yok her şey fason, her şey (fast food) yani
ayaküstü yemek. Nereye yetişeceksek?
Herkes otellere dağılır ne sunulursa onu yer tabii ki
memnuniyetsiz ve mutsuz...
Ne bir
dost ne bir sohbet, Herkes birbirinden habersiz, apartman
komşularımızı tanımayız üste kim var alt kat ta kim ki iyi
bayramlar diyebilelim.
Adımlarımız evimizde ki odalarda tüketilmiş... Bilgisayarlar
ve yalnızlığa esir olmuşuz. Birde paparazzi programlarına
tabii ki...
Ya
çocuklarımız; çocukluğunu yaşayamayan zavallılar, adımları dar
alanlarda tüketilmiş reyting kurbanı ebeveynlerin esiri
çocuklarımız, odalarda hapis, arkadaş yoksunu, bilgisayar
tutkunu çocuklarımız... Onlara ne veriyoruz ki ne
bekleyelim... Tabii ki sevgiden, birlikten uzak bu şartlar da
mekanik ve maddeci oluyorlar ve yalnız...
Yaşam
ayaküstü tüketiliyor. Ne bir ses ne bir soluk bu gök kubbede,
heyecan sıfır ya da saçma sapan uçlarda... Oysa bu kadar ucuz
olmamalı hayat.
Hayatın Farkına varmalı ve keyifle bir yerinden sevgiyle
yakalamalı değil mi sevgili okurlar ne dersiniz?
2008 de
Sağlıklı yıllar, Şeker tadında Bayramlar...